if you want to remove an article from website contact us from top.

    tek bayrak tek anayasa tek dil anlayışı olan bir devlet nasıl bir devlettir

    tek bayrak tek anayasa tek dil anlayışı olan bir devlet nasıl bir devlettir enbilgi'dan bulabilirsiniz

    Tek bayrak tek anayasa tek dil anlayışı olan devlet nasıl bir devlettir

    Tek bayrak tek anayasa tek dil anlayışı olan devlet nasıl bir devlettir

    Cevap:

    Tek bayrak tek anayasa tek dil anlayışı olan devlet üniter bir devlettir.

    Açıklama:  

    Osmanlı yı dağılmaktan kurtarmak için ortaya atılan fikir akımları nelerdir?

    Osmanlı'yı dağılmaktan kurtarmak için ortaya atılan fikir akımları Osmanlı yı dağılmaktan kurtarmak için ortaya atılan fikir akımları;

    • Osmanlıcılık

    • Türkçülük

    • Batıcılık

    • İslamcılık

    • Turancılık

    Bu akımların hiç biri başarılı olmamıştır. Başarısız olma sebepleri ise artık Osmanlı Devleti’nin başarısız olması yani devletin yıkılması fikir akımları ile değil başında bulunan kişilerin doğru yönetememesinden kaynaklanmasıdır. Devletin her yerinde usulsüzlük artmış ve halk ile saray arasında büyük farklılıklar olmuştur.

    Divan Teşkilatı nedir?

    Devlet yönetiminde kararların tartışıldığı ve yönetimi ilgilendiren tüm konuların konulduğu teşkilatın ismidir. Osmanlı Devletinde ilk olarak Orhan Bey zamanında kurulmuştur.

    Osmanlı Devletinde Divan Teşkilatının özellikleri nelerdir?

    • Divan Teşkilatının verdiği emirlere ferman denilir.

    • Fatih Sultan Mehmet’ten önce padişahlar divana başkanlık ederken ondna sonra sadrazamlar başkanlık etmeye başlamışlardır.

    • Divan Teşkilatı üyeleri; sadrazam, vezirler, kazasker, defterdar, nişancı, kaptanı derya, şeyhülislam, yeniçeri ağasıdır.

    Turnadağ savaşı hangi padişah döneminde yapılmıştır

    eodev.com/gorev/14474173

    #team1

    Yazı kaynağı : eodev.com

    tek bayrak tek devlet tek dil

    Tek bayrak, tek anayasa, tek dil anlayışı olan bir devlet nasıl bir devlettir?

    tek bayrak tek anayasa tek dil anlayışı olan devlet nasıl bir devlettir

    tek bayrak tek anayasa tek dil anlayışı olan devlet nasıl bir devlettir

    tek bayrak tek anayasa tek dil anlayışı olan devlet nasıl bir devlettiri bilgi90'dan bulabilirsiniz

    Özdemir İnce

    Başka gazetelerde var mı bilmiyorum ama 28 Mart 2016 tarihli Milliyet gazetesinde şöyle bir haber  yayımlandı:[“HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘Tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet’ sözlerini eleştirerek, “Sen faşizm sloganlarını haykırıyorsun. Tek dil, tek millet sloganı faşizmin sloganıdır. Davutoğlu ve Erdoğan yıllardır aynı faşist sloganı tekrarlıyorlar” dedi.

    Hakkari’de partisinin il kongresinde konuşan Demirtaş, Hakkari’den rekor oy almalarının hazmedilemediğini iddia ederek, “Yüksekova’da savaş politikasının yürütülmesinin nedeni budur. Hendek ve barikat değildir. 7 Haziran’da Kürt halkının uzattığı elin Türkiye’nin batısında tutulmuş olmasıdır. Onları panikleten de budur” diye konuştu. • HAKKARİ DHA”]

    Başyüce R.T.Erdoğan’ın ile AKP tarikatının  HDP’nin  Hakkari’de rekor oy almasını hazmedememesi mümkündür. 7 Haziran’da Kürt halkının uzattığı elin Türkiye’nin batısında tutulmuş olmasından dolayı Başyüce R.T.Erdoğan’ın ile AKP tarikatının  paniklemesi de çok mümkündür. Ama… Bu işin bir “ama”sı vardır ki anafora benzer: Tek dil ve tek millet sloganı nasıl oluyor da faşizmin sloganı oluyor?  Evrensel olarak bilinen şudur ki “Tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet” şiarı üniter devleti tanımlar ve Türkiye de bir üniter devlettir. Zaten Anayasa’nın 3.maddesinde bu üniter devletin tanımı yapılmıştır: “Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir.”

    Bu durumda, Selahattin Demirtaş’ın aklına göre, Türkiye Cumhuriyeti’nin anayasası faşist bir anayasadır. Demek oluyor ki Selahattin Demirtaş ulusal (ulus) devlete karşı. Böyle bir devlet istemiyor. Ulusal olmayan bir devlet yani federal bir devlet istiyor. Yeryüzünde barış ortamında federal devlete dönüşen ulus devlet örneği bulunmadığını anlata anlata çevrek yüzyıldır dilimde tüy bitti. Bu gerçekleri ve doğruları öğrenmeleri için: Prof.Dr. Erdoğan Teziç’in Anayasa Hukuku, Prof.Dr.Hüseyin Pazarcı’nın Uluslararası Hukuk, Prof.Dr.Oktay Uygun’un Federal Devlet  kitaplarını okumalarını yıllardır tavsiye ediyorum. Artık yayınlandığı için Özdemir İnce’nin Türkiye’nin Sırat Köprüsü: Açılım Masalı‘nı mutlaka okumalarını hararetle tavsiye ederim.

    “Tek dil” bir tek dildir ama Millet’i tek bir etnisite oluşturmaz. Millet yemeklerden türlüye benzer. Türlü çeşitli oluşturucularla oluşan millete, o topraklarda konuşulan ortak iletişim dilini (lingua franca) konuşan lider etnisitenin adı verilir. Bu nedenle Türk Milleti hem şemsiyedir hemi de türlü yemeğidir. Bu gerçekler ve doğrular bilinmeden yapılan siyaset felaketle sonuçlanır. Nitekim sonuçlandı.

    PKK, üniter devlete karşı olduğu, üniter devletin barış içinde federal devletlere bölünemeyeceğini öğrendiği; bir üniter devletten bir başka bağımsız devlet yaratmanın barış içinde mümkün  olamayacağını anladığı için silaha sarıldı, savaşıyor.

    Üniter Devlet’te karşı olan Selahattin Demirtaş’ın derdi ne, PKK’dan ne farkı var? Ben göndermem ama bir iyilik sever çıkıp kendisine benim kitabı gönderse iyi olur.

    Ulus(al) Devlet’in “Tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet” ilkesini vaaz (vaiz) sesiyle tekrarlayan Başyüce R.T.Erdoğan’a gelince: Ulus(al) devletlerin bilinen rejimi parlamanter ve demokratik Cumhuriyet’tir. Başkanlık rejimi ile yönetilen devletin ulusallığı mulusallığı kalmaz.

    Şu haber gazetelerde yer aldı. Okuyalım: [“Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bir şans olduğunu söyleyen Muhammed Taha Gergerlioğlu, şu ifadeleri kaydetti:“Artık dünya yeniden şekilleniyor. Türkiye, yeni dünya düzeninde hak ettiği yerini alacak. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile birlikte Türkiye Cumhuriyeti başta olmak üzere 1, 2, 3 halka ülkelerle bir kapsama alanı oluştu. Osmanlı coğrafyası, İslam coğrafyası ve sonrasında dünyayı kapsayacak şekilde kadim kültürümüze bir dönüş var. Siyaset yeni bir merkeze doğru kayıyor. Bu merkezin ana yapısını oturtan Recep Tayyip Erdoğan’dır. Sadece bizim için değil, İslam dünyası için, bütün dünya için büyük bir şans.”]

    Adam Başyüce’nin saplantılarını, ham hayallerini dile getiriyor: Osmanlı coğrafyasından, İslam coğrafyasından söz ediyor.Bu coğrafyanın üzerinde üniter ulus(al) devlet nasıl olacak? Mümkün değil. O halde uniter ulus(al) devletin şiarını papağan gibi tekrarlamanın hiçbir anlamı yok. Ha Recep Tayyip Erdoğan, ha Selahattin Demirtaş! Türkiye’nin içinde bulunduğu kaosun iki baş sorumlusu.

    Özdemir İnce

    29 Mart 2015

    Yazı kaynağı : ozdemirince.com

    Tek dil, tek bayrak, tek vatan… Tek tip kıyafet

    Tek dil, tek bayrak, tek vatan… Tek tip kıyafet

    Tugay BEK*

    15 Temmuz darbe girişimi davaları görülürken sanıklardan birinin duruşmaya üzerinde “hero”, yani Türkçe karşılığıyla “kahraman” yazılı kıyafetle gelmesi ile birlikte daha uzunca bir süre tartışılabilecek AKP'nin pek haz ettiği bir gündemimiz daha oldu. Mahkeme başkanı sanığın kıyafetini değiştirmek sureti ile duruşmalara katılmasına karar vererek mevcut duruma "hukukun cevaz verdiği ölçüde" bir çözüm bulmuş gibiydi.  Bunun yanı sıra Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürlüğü, mahkumlara üzerinde yabancı dilde yazılar bulunan kıyafetlerin giydirilmemesi talimatını verdi. Ancak, bu durum iktidarı pekte tatmin etmiş görünmüyor. Sonraki günlerde aynı tişörtü giydiği için gözaltına alınanlar, tutuklananlar oldu. Hatta bu tişörtten giydiği için sınır dışı edilen turist dahi olduğu basına yansımıştı.

    15 Temmuz'un yıl dönümü etkinliklerinde Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan kendi fanatikleri ile dolu bir kalabalığa hitaben “Geçenlerde Sayın Başbakanımızla da konuştum, artık bunlar mahkemeye çıkarken Guantanamo'da olduğu gibi bunları da tek tip elbiseyle çıkaralım.” dedi. Tayyip Erdoğan'ın, aynı konuşma içinde, bu sözlerin hemen ardından, idamın Meclisce kabul edilmesi halinde onaylayacağı yönündeki açıklama yapmış olması, tek tip kıyafet uygulamasının arkasında intikam alma, yok etme gibi bir yaklaşımın olduğunu açık etmiş oldu. 

    Tayyip Erdoğan'ın peşi sıra Başbakan, Adalet Bakanı ve cümle AKP kadroları cumhurbaşkanını destekler açıklamalar yaptı. Yandaş medya tek tip kıyafet önerisinin ne denli yerinde ve gerekli olduğu fikrini desteklemeye, temellendirmeye yönelik fazla mesaisine başladı. CHP'nin HDP'nin yollarda, meydanlarda haykırdığı ve geniş kesimlerce kabul gören "Adalet ve vicdan" talebine AKP ve  Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan tek tip kıyafetle yanıt vermesi ile TRT'deki bir proje  yarışmasında organik hoşaf projesiyle finale yükselen öğrencinin durumu benzerlik taşımaktadır. 

    TEK TİP KIYAFET NAZİ UYGULAMASIDIR

    Mahkumlara tek tip kıyafet uygulaması toplumsal hafızada daha çok Guantanamo'yu hatırlatmakta. Ancak biraz daha geriye gidildiğinde tek tip kıyafet uygulamasının daha önce Naziler tarafından, başta Yahudiler olmak üzere, tüm muhaliflere ve savaş esirlerine karşı uygulandığı görülmektedir. 

    Hatta Alman Dışişleri Bakanlığı Sözcüzü Martin Schäfer, "Hukuki açıdan bu konuda bir değerlendirmede bulunamam. Ama bizim ülkemizi Nazi yöntemleri uygulamakla suçlayan birinin, şahsen bir Alman olarak bana Almanya'daki kötü bir döneme dair kötü hatıraları uyandıran şeyler yapmasını dikkat çekici buluyorum" ifadelerini kullanmıştı.

    ABD toprağı kabul edilmeyen Guantanamo adasında ABD Anayasası'nın mahkumlara ve sanıklara sağladığı haklar uygulanmıyor. ABD vatandaşı olmayan bir kişi, kendisine herhangi bir suç isnadı olmaksızın veya yargılaması yapılmaksızın Guantanamo’da belirsiz bir süre tutulabiliyor.

    Bilhassa El Kaide militanlarına karşı, ABD yasaları ve evrensel hukuk hiçe sayılarak, işkence ve hukuka aykırı sorgu tekniklerinin alenen uygulandığı ve yargılama olmaksızın uzun yıllar tutulabildiği Guantanamo zindanları ülkemizin "İslamcı İktidarı" AKP'ye  ilham veriyor. AKP, IŞİD'in  esir  aldığı ve infaz ettiği kişilere propaganda ve mesaj verme amacı  turuncu renkli tek tip kıyafet giydiriyor olmasından da esinlenmiş olabilir. Her türlü işkenceye ve hukuksuzluklara rağmen Guantanamo'da tutulurken giydikleri tip kıyafetleri yargılamada giyme zorunluluklarının olmadığını burada hatırlatmak gerekir.

    AKP, her zaman yaptığı gibi hukuksuzluğa gerekçe yaratmak için dünyanın farklı ülkelerinden uygulama örneği arayışına girmiş ve Guantonamo'yu örnek göstermiştir. Oysa sui misal  misal olmaz. (Kötü örnek, örnek olmaz) İnsanlık için utanç  ve işkence adası Guantanamo örnek gösterilerek tek tip kıyafet savunulamaz.

    TEK TİP KIYAFET 12 EYLÜL MİRASIDIR

    Darbelere karşı olduğu ve 12 Eylül Anayasasının değişmesi gerektiği üzerinden propaganda yapan Tayyip Erdoğan, Kenan Evren'in başlatmış olduğu tek tip kıyafet mirasına sahip çıkmıştır. 14 Ağustos 1983'te hapishane yönetimleri 13-1 genelgesi uyarınca koğuşlardaki mahpusların özel eşyalarına ve kıyafetlerine el koymuştu. Buna karşı siyasi mahkumların topyekün direnişe geçmiş, tek tip kıyafete karşı açlık grevleri ve ölüm oruçları yaşanmıştır. Sol siyasi yapılardan sanıkların, iç çamaşırları ile duruşma salonundaki görüntüsü 12 Eylül'ün simge fotoğraflarından olmuştur. Tek tip elbise ve işkenceye karşı siyasi mahkumların başlatmış olduğu açlık grevlerinde  Abdullah Meral, Haydar Başbağ, Fatih Öktülmüş ve Hasan Telci hayatını kaybetmiştir. Gösterilen tepkiler neticesinde 1986 yılında tek tip kıyafet uygulaması rafa kalkmıştır.

    12 Eylülcü paşaların niyet edip uyulayamadığı tek tip kıyafet zorunluluğunu bu kez OHAL koşullarında AKP Hükümeti denemek istemektedir.

    MEVCUT YASALAR NE EMREDİYOR

    5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un “Hükümlünün giydirilmesi” başlıklı 64. maddesinde; “Muhtaç hükümlülere talepleri halinde, idare tarafından iklime ve sağlığa uygun giysiler verilir. Hükümlülerin giysileri, iç ve dış güvenlik görevlilerinin giymekte olduğu üniformalara benzer şekil ve renkte olamaz”. denilmektedir. Yani mahkumun muhtaç olması dışında devletin kendisine kıyafet temin etmesi söz konusu değildir. 

    ABD Federal Mahkemesi ve Uluslar Arası Ceza Mahkemesi de vermiş olduğu kararlarla tutuklu yargılananın tek tip kıyafet giymesinin, masumiyet karinesi, ayrımcılık anlamına gelebileceği gerekçesi ile uygulamanın önüne geçmiştir. 

    Her hangi bir düzenleme yapmaksızın ikinci bir "Hero" olayının önüne geçmek pekala mümkündür. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 203. maddesine göre; duruşmanın düzeni, mahkeme başkanı veya hakim tarafından sağlanacak, duruşma düzenini bozan kişi, savunma hakkının kullanılması engellenmemek koşuluyla salondan çıkarılacak, kişi direnç gösterir veya karışıklıklara neden olur ise mahkeme başkanı veya hakim tarafından disiplin hapsine konulabilecektir. Amacın sadece darbe girişimi sanıklarının duruşma salonunda giymiş olduğu kıyafetler yoluyla propaganda yapmasının önüne geçmek olmadığı son derece açıktır.

    AKP'nin, KHK veya doğrudan kanun çıkarmak yoluyla konuya dair yapacağı düzenleme Anayasa ve AHİS'e aykırı olacaktır. Anayasanın 15. maddesi ile; kişinin manevi varlığının bütünlüğüne dokunulmaması şartıyla, olağanüstü hallerde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması, durumun gerektirdiği ölçüde durdurulabilmekte veya bunlar için Anayasal güvencelere aykırı tedbirler alınabilmektedir.

    Anayasa m.15/2’de, suçluluğu mahkeme kararıyla saptanıncaya kadar kimsenin suçlu sayılmayacağı belirtilerek, suçsuzluk/masumiyet karinesinin olağanüstü hallerde de korunacağı öngörülmüştür.  

    Ayrıca, “Olağanüstü hallerde yükümlülükleri askıya alma” başlıklı AHİS m.15'te AHİS’den doğan yükümlülüklerin durumun gerektirdiği ölçüde askıya alınabileceği ancak işkence ve kötü muamele yasağını düzenleyen  AHİS m.3’ün hiç bir şart ve koşul altında askıya alınamayacağı düzenlemiştir. 

    Duruşma düzenini bozan şahsa özel bir tedbir alınması CMK hükümleri uyarınca mümkün olduğu halde, “tutukluya tek tip kıyafet giydirme” adımının atılması, masumiyet/suçsuzluk karinesinin göz ardı edilmesine ve sanıkların manevi bütünlüklerinin zarar görmesine neden olacaktır. Tek tip kıyafet dayatmasını kabul etmediği için mahkumların duruşmaya çıkarılmaması halinde bu aynı zamanda sanığın savunma hakkının ihlali anlamına gelecektir.

    TEK… TEK…TEK…

    Tayyip Erdoğan tek devlet, tek bayrak, tek dil sözlerini her fırsatta meydanlarda haykırmaktadır. Açıktan savunulmasa da bu "tek"lerin listesi tek adam, tek din, tek mezhep tek parti şeklinde daha da uzatılabilir.  Tek tip kıyafet dayatması da AKP'nin tekçi anlayışının cezaevlerindeki yansımasıdır. Tek tip elbise, kimliksizleştirme, kişiliksizleştirme aracı olarak düşünülmektedir. İnsanların kapatılması cezaevine hapsedilmesi başlı başına ceza iken bu uygulama ile fazladan ceza verilmek istenmektedir. 

    Kamuoyu tepkisini azaltmak için tek tipin yalnızca darbe ve FETÖ/PYD sanıklarına uygulanacağı yönünde açıklamalar yapılmaktadır. Tek tipin insan haklarının ihlali anlamına geldiğini tereddütsüz bir şekilde söylediğimiz gibi kime uygulandığına bakılmaksızın tek tip elbise uygulamasının karşısında yer almamız gerekir. Kaldı ki ilk başta tek tip kıyafet uygulaması bir kesimle başlasa dahi Anayasanın eşitlik ilkesine aykırı olacağından uygulama genişletilebileceği gibi AKP de ilk fırsatta tüm siyasi  mahpuslara tek kıyafet uygulamasını dayatacaktır. 

    Muarızlarını ve muhaliflerini hapsetmek ve esir almak asla iktidarları tatmin etmez. İktidar, bedenen alıkoyduğu insanların tüm benliği ve kişiliğinden soyutlanarak, tam anlamı ile teslim olmasını arzulamaktadır.  İktidarın nazarında, ancak böylelikle hapsetmekten beklenen amaç gerçekleşmiş olacaktır. Mahkumun her türlü eziyete ve cezaya rağmen direnç göstermesine, siyasi aidiyet, inanç ve kültüründe ısrarcı olmasına, erki elinde bulunduranlar tahammül göstermek istemezler. 

    Son Anayasa değişikliği ile birlikte tüm gücün tek elde toplandığı ülkemizde, erki elinde bulunduran,  tüm toplumu kendisine biat etmeye zorlamak, tam itaat ve teslimiyet hedefinin bir adımı olarak cezaevlerinde mahkumlara tek tip kıyafeti dayatmaktır. 

    Peki biz ülke olarak bu deli gömleğini giyecek miyiz? 

    12 Eylül zindanlarında yırtılıp atılan bu elbise bu ülkeye dar gelecek, insanlık onuru yine galip çıkacaktır.

    *Avukat

    Yazı kaynağı : www.evrensel.net

    Tek devlet, tek ülke, tek ulus

    'Tek Millet, Tek Bayrak, Tek Vatan, Tek Devlet'

    Başbakan Erdoğan'ın hiçbir zaman ve hiçbir zeminde vazgeçmeyerek tekrarladığı 'Tek Millet, Tek Bayrak, Tek Vatan, Tek Devlet' sloganı, son dönemde birliğimizin ve bütünlüğümüzün teminatı olmuştur. Bu veciz ifade, mevcut anayasamızın aynen muhafaza edilmesi gereken 3. maddesindeki, 'Türkiye Devleti, ülkesiyle ve milletiyle bölünmez bir bütündür' ibaresinin değişik şekilde ilân edilmesidir.
    Başbakan, ayrıca 'etnik', 'bölgesel' ve 'dinsel' milliyetçiliğe karşı olduğunu da her fırsatta belirtmiştir. Onun, Veda Hutbesi'nin üslûbunu kullanarak 'ayaklarımın altındadır' dediği milliyetçilik, ırkçı, bölücü, etnik milliyetçiliktir. Daha sonra açıkladığı gibi, birleştirici, kucaklayıcı, vatanseverlik anlamındaki milliyetçiliği kastetmemiştir.

    Yazı kaynağı : www.sabah.com.tr

    Yorumların yanıtı sitenin aşağı kısmında

    Ali : bilmiyorum, keşke arkadaşlar yorumlarda yanıt versinler.

    Yazı kaynağı : bilgi90.com

    A3 Haber

    A3 Haber

    MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, yeni Anayasa çağrına yanıt vererek beklentilerini açıkladı.

    MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın yaptığı yeni Anayasa çağrına yanıt verdi. Bahçeli, “Yeni Anayasa ihtiyaca açık” dedi.

    Bahçeli yaptığı yazılı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

    “Dün yapılan Bakanlar Kurulu Toplantısı’nın hitamında Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından; ‘Belki de şimdi Türkiye’nin yeni bir anayasayı tartışma vakti gelmiştir” açıklaması gündemin ağırlık merkezine yerleşmiştir. Yürürlükteki 1982 Anayasa’nda bugüne kadar 19 defada 184 değişiklik yapılmasına rağmen vesayetin derinlere nüfuz etmiş iz ve kalıntıları bir türlü silinememiştir. Bunun pek çok nedeni olsa da, en önemlisi Anayasa’nın dayandığı fikir, düşünce ve esasların demokratik nitelikten mahrumiyetidir. Bu kapsamda vasat bulan sıcak tartışmaların hız kesmeden, bilahare yoğunlaşıp yaygınlaşarak bugünlere ulaştığı herkesin bildiği gerçekler arasındadır.

    Bütün hukuk kuralları gibi, anayasalar da belirlenmiş ve üzerinde nitelikli uzlaşma sağlanmış normlar içermektedir. Anayasa bir devletin temel yapısını ihtiva etmekle birlikte, bu temel yapı içindeki kurum ve kuralların nasıl ve hangi ilkelere uygun olarak işleyeceğini hem gözetmekte hem de göstermektedir.

    Bir toplum sözleşmesi çerçevesinde devletin kuruluş esaslarını belirleyip fonksiyonel hale getiren anayasanın diğer hukuk metinlerinden muhteva olarak farklılıklar içermesi şüphesiz kaçınılmazdır.

    Bu farklılıkların en bariz özelliklerinden birisi de devletin dayandığı fikir ve düşünce kalıplarının toplum hayatına yansımasıdır.

    Doğal olarak bir anayasanın yazıldığı dönemin şartlarını ruhunda taşıması, devlet ve toplum hayatına tesir eden müspet veya menfi gelişmeleri lafzında barındırması bugüne kadarki tecrübelerle sabit ve varittir.

    1982 Anayasa’sını bu açıdan ele almak akla ve mantığa en uygun tercihtir.

    Buradan hareketle mevcut ve meri Anayasa’nın olağan dışı şartların mahsulü olduğu, zaman içinde pek çok maddesinde değişiklik yapılmasına rağmen statükocu vasfında herhangi bir zayıflamanın da görülmediği çarpıcı şekilde ortadadır.

    Türkiye’nin yeni bir anayasaya ihtiyacı olduğu açıktır.

    Milliyetçi Hareket Partisi’nin amacı, görüşü ve düşüncesi de bu yöndedir.

    Bilindiği üzere, 27 Nisan 2017 tarihinde yapılan Halk oylamasıyla Türkiye Cumhuriyeti yönetim sistemi bakımından üçüncü evreye geçmiştir.

    Nitekim milli irade, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ni kabul ve tasdik etmiştir.

    Yeni yönetim sistemi geçmişten tebarüz edilen tarihi emanetlerle geleceğe yüklenen kutlu hedefleri buluşturan milli nitelikli, demokratik ve kapsayıcı niyetli bir anlayış ve kavrayış üzerine inşa edilmiştir.

    Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi 9 Temmuz 2018 tarihi itibariyle resmen uygulanmaya başlamış, yönetim hayatımız bu haliyle güçlenmiş, kuvvetler ayrımı arasındaki çizgiler netleşmiştir.

    Elbette yeni sisteme müzahir ve müstahak bir anayasanın yazılması mecburiyet olmasının yanı sıra demokratik bir mükellefiyettir.

    Anayasası eski sisteme göre hazırlanmış, yönetim sistemi yeni esaslara göre reforma bağlanmış bir ülkenin siyasi ve hukuki çelişkilerden kurtulmasının başkaca bir seçeneği yoktur.

    Parlamenter sistemin tozu ve tortularıyla Türkiye’nin ufkunun perdelenmesi Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ni en azından zaafa uğratma riski taşımaktadır.

    Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin kökleşmesi, serpilmesi, taban tutması, devlet ve millet hayatına nüfuz eden kilitlerin açılması bu sayede mümkün olacaktır.

    Toplumun her kesimini kucaklayan, meşru her düşünceyi sahiplenen, kurucu değerlere yaslanan, kuruluş felsefesini benimseyen, kaldı ki yeni yönetim sisteminin temel yapı taşlarını, vazgeçilmez ilke ve esaslarını daha da geliştirmeyi önceliğine alan bir anayasa ertelenemez ihtiyaçtır.

    Zamanın ruhuyla çelişen ve üstelik ters düşen hukuk kuralları; sosyolojik, ekonomik, kültürel ve siyasal kazanımları sekteye uğratacak, sorunların daha da ağırlaşmasına yol açacaktır.

    Bu itibarla hukuk piramidinin en üstünde yer alan anayasalar engelleyici veya geciktirici değil; dinamik, dengeli, tarihsel müktesebatla çerçeveli, milli özlemleri doğru okuyan, devlet-millet arasındaki ilişkileri herkesin kendisini içinde göreceği bir toplum sözleşmesiyle yoğuran müstesna bir yaklaşımla temellenmelidir.

    Bizim amaç ve arzumuz da budur.

    Hedeflenen yeni anayasanın kalite ve kapsayıcılığı ne kadar fazla olursa olsun; siyaset eğer ahlaki rekabetten uzaklaşır, bölünme ve kavga üzerine bina edilirse, bunun acıklı faturası direkt millete çıkacaktır.

    Türkiye’nin kutuplaşma virüsünden arınması, temel hak ve özgürlüklerin milli değerlerle perçinlenmesi samimi beklentimizdir.

    Gizli mahfillerde, tehlikeli maksatlarla, gölgeli emellerle anayasa taslağı hazırlayıp devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü siyasi amaçlarına kurban etmek isteyenlerin içine düştükleri zilletten kurtulmaları bir başka beklentimizdir.

    Türkiye’nin, Cumhuriyet tarihindeki en önemli reformu yeni yönetim sistemi ise diğerinin yeni anayasa olması tarihe ve millete boyun borcumuz olarak değerlendirilmelidir.

    Yeni anayasayla birlikte;

    Düşünce ve ifade özgürlüğünün sağlam esaslara bağlanması,
    Milli birlik ve kardeşlik bağlarının sürdürülebilir ve süreklilik arz eden demokratik kriterlerle bağıtlanması,
    Devlet ve millet arasındaki karşılıklı sorumlulukların sarih bir şekilde bağdaştırılması,
    Yeni yönetim sistemiyle örtüşen devlet yapısının bağlayıcılığı ve hukuk mevzuatındaki gerekli düzenlemelerin yapılması mutlak surette ve öncelikle ele alınmalıdır.
    Bir diğer önemli husus ise yeni anayasanın özü olacaktır. Bu meyanda hazırlanacak anayasa;

    Türkiye’nin 21.yüzyılın üçüncü on yılında ve Cumhuriyet’in 100.yıldönümünün de ivmesiyle, terör, yoksulluk, yolsuzluk, hayat pahalılığı ve işsizlik musibetlerini yenmiş bir ülke olmasına destek vermeli,

    Siyasal sistemimizdeki antidemokratik unsurları tasfiye ederek modern demokrasilerde olduğu gibi, fikir, inanç, teşebbüs, örgütlenme ve benzeri alanlarda temel hak ve özgürlükler güvence altına alan devlet bünyesine kavuşmayı temin etmeli,

    Herkesin aynı milletin evladı olmaktan gurur duyacağı, ayrışmayı değil birleşmeyi, farklılaşmayı değil kucaklaşmayı, kutuplaşmayı değil kaynaşmayı tahkim edecek bir uzlaşmayı sağlamalı,

    Millet varlığı ile etnik köken veya mezhep gibi doğal özelliklerin milli kimliğin ve bin yıllık kardeşliğin ayrılmaz bir parçası olarak görüldüğü birlikte yaşama kültürünü daha da pekiştirmelidir.

    Anayasa’nın ana fikrini teşkil eden Türkiye’nin bölünmez bütünlüğü, üniter siyasi yapısı ile dilinin Türkçe olduğu ilkesi farklı yorumlara açık olmayan ve herkesi bağlayan kuruluş ilkeleridir. Ve böyle kalmalıdır.

    Türkiye Cumhuriyeti tek millet, tek devlet, tek vatan, tek bayrak, tek dil esasına dayalı milli ve üniter bir devlettir.

    Yeni anayasa, bu vesileyle tekrarladığımız milli ve tarihsel haklarımızı muhafaza etmelidir.

    PKK’yla anayasa hazırlık masası kuranların savruldukları yanlış yoldan dönmeleri millete ve demokrasiye sadakatin gereği, yeni anayasa yazımı konusunda irade beyanları ise samimiyetlerin testidir.

    Nitekim “Aşağıya bakmayacağız” diyerek eylem yapan marjinal gruplara destek veren siyasi partilerin, Türk milletinin yükseklere odaklanmış bakışlarını özümsemeleri, buna riayet ve refakat edecek hamiyeti sergilemeleri kendileri adına da hayırlı bir adım olacaktır.

    Milliyetçi Hareket Partisi yeni bir anayasa yazımı konusunda Cumhur İttifakı’nın birleştirici ve kucaklayıcı şuuruyla hareket edecek, üstüne düşen demokratik görevleri çekinmeden yerine getirecektir.

    Cumhur İttifakı’nda anlayış ve hedef birliği vardır, Allah’ın izniyle gereği de yapılacaktır.

    Aynı dürüst tavrı TBMM’de gurubu bulunan diğer partileden özellikle beklemek en tabii hakkımızdır.

    2021 yılı huzur, bereket, reform ve yükseliş dönemi olacaktır.

    Bunu da yeni anayasa taçlandırmak herkesin öncelikli sorumluluğu olmalıdır.”

    Yazı kaynağı : www.a3haber.com

    Yorumların yanıtı sitenin aşağı kısmında

    Ali : bilmiyorum, keşke arkadaşlar yorumlarda yanıt versinler.

    Do you want to see answer or more ?
    Click For Answer